ABSÜRD
Anlamsal öğeleri birbiriyle bağdaşmayan Mantık açısından mantık kurallarına aykırı olanı dile getirir Saçma bir düşünce , öğeleri birbirini tutmayan , birbiriyle bağdaşmayan düşüncedir Saçma bir yargı kendi içinde tutarsızlığı olan ya da tutarsızlığı içeren bir yargıdır
Anlamsız ile saçma aynı anlamda değildirler Saçmanın bir anlamı vardır fakat yanlıştır anlamsızın ise hiçbir anlamı yoktur Saçma, felsefede usa aykırılığı dile getirir Usa aykırı olan her şey saçmadır Saçma doğru ile yanlış arasında yer alan üçüncü bir kavramdır Yanlış ile karıştırılmamalıdır Her yanlış saçma olmayabilir.
AGNOSTİSİZM
İnsanın, kendi deneyimleriyle elde ettiği olguların ötesinde hiçbir şeyin varlığını bilemeyeceğini ileri süren öğreti Agnostisizm hem bir terim , hem de felsefi kavram olarak Thomas Huxley tarafından ortaya atıldı Huxley agnostik sözcüğünü hem geleneksel Yahudi-Hıristiyan tanrıcılığını, hem de tanrıtanımazlık öğretisini reddederek Tanrının varlığı sorununu ortada bırakan düşünürler için kullandı Terim daha sonra geriye ***ürülerek bütün bilinemezci öğretileri kapsamıştır Agnostisizm, tarihsel olarak bilimin denetiminden yoksun insan düşüncesinin düştüğü büyük yanılgılara bir tepki olarak ortaya çıkmıştır İlk tepkiyi Yunan antikçağ bilgicilerinden duyumcu sofistler vermiştir Onlara göre bilgi duyuların sonucudur ve duyular dışında bilgi edinemez ve herkes için geçerli bilgi olamaz
AHLAK
İnsanların toplum içindeki davranışlarını ve birbirleriyle ilişkilerini düzenlemek amacıyla başvurulan kurallar dizgesi, başka insanların davranışlarını olumlu ya da olumsuz biçimde yargılamakta kullanılan ölçütler bütünü Tarih boyunca her insan topluluğunda ahlak dizgesi var olmuştur Bu dizge toplumdan topluma ve aynı toplum içinde çağdan çağa değişiklik gösterirNesnel ya da toplumsal ahlak, insanın toplumun öteki bireylerine karşı ödevini içerir Bu kurallar yazılı olmadığı için biçimsel bakımdan hukuktan farklı olmakla birlikte, gene de ahlak ile hukukun örtüştüğü, hatta özdeşleştiği durumları vardır Toplumsal yaşama egemen olan hukuk kurallarıyla nesnel ahlak arasında sıkı bir bağ vardır Toplumun genel ahlak görüşlerine ve toplumsal vicdana uygun düşmeyen hukuk düzenlemeleri, kendilerinden beklenen toplumsal işlevi yerine getiremeyeceğinden uzun ömürlü olmaz
AHLAK DUYGUSU
Ahlaki davranışların kaynağı olan duygu
AKADEMİ (Akademia)
Platon'un kurduğu felsefe okulunun adı
AKILCILIK
Bu dünyadaki bilgileri(akılcıların güvenilmez buldukları) duyu ve algılarımıza dayanarak değilde, aklımızı kullanarak elde edebileceğimizi ileri süren görüştür
Bu dünyanın bilgisine duyu ve algılarımızı kullanmadan ulaşamayacağımızı savunan karşı görüş ise deneycilik olarak bilinir
AKIL YASALARI
Aklın özdeşlik, çelişmezlik, yeter neden ilkeleri
ALGI
Algı, dış dünyanın duyumlarla gelen imgesinin bilinçte gerçekleşen tasarımıdır Nesneler duyu örgenlerini etkiler Bu etki bilince aktarılır Ne var ki algı, arı duyumlardan, ansal bir işlevi gerektirmesiyle ayrılır Örneğin görme duyumuz, her iki gözümüzde ve çeşitli planlarda beliren iki ağaç imgesi getirir Bu iki ağaç imgesi ansal bir işlevle tekleşir Tekleşen bu imgeye, bellekte biriken esli algılardan gerekli olanlar da çağrışım yoluyla eklenkikten sonra ağaç algısı gerçekleşmiş olur Özellikle görme, işitme ve dokunma duyuları insanın bilincine kavram ve düşünce yapımı için algısal gereçler taşırlar Algı işlemini tarihsel süreçte duyumcular aşırı bir savla sadece duyuların, uscular da aynı aşırılıkta başka bir savla sadece usun ürünü saymışlardır Oysa algı duyusal-ansal bir işlevdir Alman düşünürü Leibniz'e göre de algı, bilinçdışı bir işlevdir Algı, gerçek anlamında, öznenin, kendisinin dışında olanı alması demektir Bununla beraber ruhbilimciler ruhsal edimlerle ilgili olarak, dış algı'ya karşı bir de iç algı'nın sözünü ederler Felsefede algı terimi üç anlamda kullanılır : Algılama gücü, algı işlevi, algı olgusu. .
_________________ ''...İnzivaya Çekilmiş Bu Hikayenin Hüzün Dolu Tetiğini Çoktan Çektim. .Seni Öldüreli Çok Oldu,
Şimdi Benden De Betersin!!...'
ALİENATİON (Yabancılaşma)
İnsanın çevresinden, işinden, emeğinin ürününden ya da benliğinden uzaklaşma ya da ayrılma duygusunu dile getiren kavramÇağdaş yaşamın çözümlenmesinde çok kullanılan bu kavram değişik anlamlara gelir
1)Güçsüzlük: İnsanın geleceğini kendisinin değil, dış etkenlerin, yazgının, şansın ya da kurumların belirlediğini düşünmesi
2)Anlamsızlık: Herhangi bir alanda etkinliğin kavranabilirlik ya da tutarlı bir anlam taşımadığı ya da genel olarak yaşamın amaçsız olduğu düşüncesi
3)Kuralsızlık: Toplumca benimsenmiş davranış kuralarına bağlılık duygusunun yokluğu ve dolayısıyla davranış sapmalarının, güvensizliğin, sınırsız bireysel rekabetin yaygınlaşması
4)Kültürel Yaygınlaşma: Toplumdaki yerleşik değerlerden kopma duygusu
5)Toplumdan Yalıtlanma: Toplumsal ilişkilerden dışlanma ya da yalnız kalma duygusu
6)Kendine Yabancılaşma: İnsanın şu ya da bu şekilde kendi gerçekliğini kavrayamaması
Terimi en iyi bilinen anlamıyla Karl Marx kullanmıştır Marx’a göre bu kavram, insansal ürünlerin insanı boyunduruğu altına alan karşıt güçler haline gelmeleri ve bunun sonucu olarak da insanı insan olmayana dönüştürmeleri sürecini dile getirir Tarihsel süreçte insan , tarihsel ve toplumsal yasaların bilgisini edinip onlara egemen olamamasından ötürü, toplumsal gelişmeyi insansal özünü geliştirici bir biçimde geliştirememiştir Toplumsal yasaların bilincine varmadan toplumsal gelişmeyi bilinçle ve insanca yönetmek olanaksızdı Bu bilgisizliğin sonucu olarak, tarihsel süreçte hep kendisine yabancı, eş deyişle insansal olmayan ürünler ortaya koymuştur Bundan ötürü insan, yarattığı özdeksel ve tinsel dünyasını durmadan zenginleştirdiği halde bizzat kendisini özdeksel ve tinsel olarak durmadan yoksullaştırmıştır Bunun sonucu olarak insan , bizzat kendi kendisine yabancılaşmış ve insan olmayana dönüşmüştür
ALOGİSME
Mantıkdışıcılık; Gerçeğe sezgi ya da inanla varabileceğini ileri süren öğretiler, gerçeğe mantıksal uslamlamayla varılabileceğini yadsıdıkları için bu adla anılmışlardır Özellikle usaykırıcılar, inancılar ve sezgiciler, genellikle de gizemciler bu adla nitelenirler
AMORAL
Ahlak dışı.Ahlak kurallarına uymayan.
AMPİRİZM
Bilginin tek kaynağının deney olduğunu ileri süren öğreti Bu öğreti bilginin sadece duyumlardan geldiğini ve deney dışında hiçbir yoldan bilgi edinilemeyeceğini savunur Bilginin duyumlara dayandığı savı, ustan ve doğuştan bilgi olmadığı anlamını içerir Ampirizm, duyumdan ayrı bilgi prensipleri olarak aksiyomların, akli prensiplerin, doğuştan fikirlerin ve kategorilerin varlığını inkar eder Dolayısıyla bütün bilgimizin dayandığı esasların duyulabilir tecrübenin eseri ve mahsulü olduğunu ileri sürer Önsel (apriori) olan hiçbir şeyi kabul etmez
Ampirizm, insanın doğuştan bir takım bilgi esasları olduğunu iddia eden idealizm ve rasyonalizmin karşısındadır Ampirizme göre akıl, mantıki bir role sahiptir, yani olaylardan değil, müşahedelerden elde edilen önermeleri, tutarlı bir sistem halinde tanzim etmek rolüne sahiptir
Ampirizm, şu önemli yanılgıları taşır: diyalektikten yoksun olduğu için tek yanlıdır, bilgi sürecinde deneyin rolünü metafizik bir tutumla saltıklaştırır İkinci olarak ve bundan ötürü bilgi sürecinde düşüncenin rolünü küçümser Üçüncü olarak ve bundan ötürü bilgi sürecinde düşüncenin göreli bağımsızlığını yadsır Dördüncü olarak ve bunlardan ötürü de öznel öğrenme sürecini etkin bir süreç olarak değil, edilgin bir süreç olarak görür
Ampirist John Locke doğuştan, önsel, bir bilgi olmadığını tanıtlamak için “boş levha ( tabula rasa) deyimini kullanmıştır Locke göre insan beyni, doğduğu anda, boş bir levha gibidir Bu levha, yaşandıkça, duyular yoluyla elde edilen algılarla dolacaktır Bu yüzdendir ki yeni doğan çocuk hiçbir şey bilmez ve aptalların levhaları ömür boyu boş kalır Çünkü doğuştan bilgi yoktur Bilgi, ancak duyularla elde edilebilir Kendisine sözü edilmeyen bir şeyi kendiliğinden bilen bir tek kişi gösterilemez Anadan doğma körde renk bilgisi yoktur, çünkü rengi algılayamamaktadır
ANABOLİSME
Besinlerin protoplazmaya dönüşmesi Yaşambilim bilgini profesör Michael Foster, metabolizma olayını ikiye ayırmış ve bunlardan hücrelerin yıpranışına katabolisme, bu yı5;pranışı onarmak için hücre içinde besinlerin protoplazmaya dönüşmesine anabolisme andını vermiştir Bu, İngiliz düşünürü Spencer'in intégration adını verdiği bir özümleme olayıdır
ANALİTİK FELSEFE
Açıklığa ulaşmayı; örneğin, kavramları, önermeleri, yöntemleri, savları ve kuramları özenle parçalarına ayırmak yoluyla netleştirmeyi amaçlayan bir felsefe görüşüdür
ANALİTİK ÖNERME
Doğruluğu veya yanlışlığı, önermenin kendisinin çözümlenmesiyle belirlenebilecek olan önermedir Karşıtı sentetik önermedir: Doğruluğunun belirlenebilmesi için kendi dışındaki olgulara gereklilik duyan önerme
ANARŞİZM
Başta devlet olmak üzere bütün baskıcı kurumları ortadan kaldırmayı öneren öğreti
Anarşizme göre devlet egemen sınıfın çıkarlarını korumakla görevlendirilmiş gereksiz bir kurumdur Özgürlüğü gerçekleştirmek için en başta devlet yıkılmalıdır Devlet hiçbir zaman yeni bir toplum çağını başlatmak için kullanılamaz Temsilcilik, gerçeklere dayanmayan bir düşçülüktür; bu gibi düşçülükler insanları insan dışılığa dönüştürür Baskı yerine özgür işbirliği, korku yerine kardeşlik ve sevgi gerçekleştirilmelidir Devlet yerine işbirliğinin doğuracağı dernekler ve bu derneklerin birleşmesiyle meydana gelen federasyonlar kurulmalıdır Uyum bu birleşmelerin doğal dengesiyle gerçekleşecektir Çeşitli birlikler her an yön ve biçim değiştirerek her an etkin yönü ve biçimi kullanacaklardır Devlet ile birlikte her türlü baskıcı kurum yok edilmelidir İnsan; bir üretici olarak anamalın otoritesinden, bir vatandaş olarak devletin otoritesinden, bir birey olarak dinsel törenin otoritesinden kurtulmalı ve özgür bir gelişme olanağına kavuşmalıdır Bütün insansal yetenekler ancak başsızcı (anarşist) bir toplumda, hiçbir baskıyla engellemeksizin, özgürce gerçekleşebilir
_________________ ''...İnzivaya Çekilmiş Bu Hikayenin Hüzün Dolu Tetiğini Çoktan Çektim. .Seni Öldüreli Çok Oldu,
Şimdi Benden De Betersin!!...'
ANLAM BİLİM
Anlamları inceleyen bilim Semantik olarak da bilinir Anlambilim felsefi ya da mantıksal ve dilbilimsel olmak üzere iki farklı açıdan ele alınabilir Felsefi ya da mantıksal yaklaşım, göstergeler ya da sözcükler ile bunların göndergeleri arasındaki bağlantıya ağırlık verir ve adlandırma, düz anlam, yan anlam, doğruluk gibi özellikleri inceler Dilbilimsel yaklaşım ise, zaman içinde anlam değişiklikleri ile dilin yapısı, düşünce ve anlam arasındaki karşılıklı bağlantı gibi konular üstünde durur
Felsefe ve dilbilim alanlarında anlambilim, bir dilin göstergeleri ile bunların anlamları arasındaki bağlantının incelenmesidir Anlambilime farklı yöntem ve amaçlarla yaklaşılsa da, her iki alan da insanların dilsel anlatımlardan nasıl anlam çıkardıklarını açıklamaya çalışmıştır
Felsefe sorunları bir dil içinde ifade edilmek zorunda olduklarından, sonunda dilin kendisi ile ilgili soruşturmalar haline dönüşürler 1920’lerde ve 1930’larda olgucu okulun mantıkçıları, dile matematik ve mantıkta bulunan kesinliği ve açıklığı getirmeye çalışmışlardır Onlara göre “doğal diller” açıklıktan ve kesinlikten uzaktır Bu nedenlerden belirsizlik ve çokanlamlılıktan arınmış “ideal” bir dil üzerine kurulu bir anlambilim kuramı geliştirmeye çalışmışlardır
ANTİNOMİ (Çatışkı)
Saltığı çözümlemek için usun düşmek zorunda bulunduğu çelişki Kant terimidir
Alman düşünürü Kant’a göre saltığın alanındaki bütün önermeler çatışıktır Çünkü bu önermeler üzerinde deney yapılamayacağı için karşılıkları da aynı güçle ileri sürülebilir Sözcük oyunlarına dayanan kozmolojik tanıtlarsa her iki karşıt önerme için ileri sürülebilir Kant nesneye olduğu gibi özneye de kesin bir bilinemezlik yakıştırır ki bu gibi kozmolojik önermelere saf usun çatışkıları adını verir ve bunları dört ana çatışkı da toplar
3) Bağıntı çatışkısı: “Her şey zorunlu olarak bağıntılıdır-hiçbir şey zorunlu olarak bağıntılı değildir”
4) Kiplik çatışkısı: “Evrenin nedeni olan zorunlu bir varlık vardır-evrenin nedeni zorunlu bir varlık değildir”
Kant’a göre anlık duyumsal deneyin sınırlarını aşamayacağından duyumsal deneyin dışında kalan bu gibi önermelerin savı kadar karşı savı da aynı kesinlikle tanıtlanabilir, bu halde hem savı hem karşı savı doğru saymak gerekir ki bu bir çatışkıdır
ANTROPOMORFİZM
İnsan niteliklerini başka bir varlığa, özellikle Tanrı’ya aktarılması
İlkel insanlarda başlayan bu tasarım, önce cansızları canlı saymakla başlamıştır Daha sonra, tanrılara, çeşitli mitolojilerde görüldüğü gibi, insan biçimi ve nitelikleri yakıştırılmıştır Bu anlayış, antikçağ Yunanlılarında, Homeros-Hesiodos ikilisinin tanrıları insan biçiminde ve insan niteliğinde olarak düşünmeleriyle başlamıştır Homeros-Hesiodos’un mitolojik tanrıları, insanlar gibi; sevişirler, düşünürler, kıskanırlar, acı çekerler ve birbirlerinin ayaklarını kaydırırlar Bu anlayışın nedeni, Yunanlıların her şeyi canlı, devimli biçimli düşünme eğilimleridir ve ilkel canlıcılığın izlerini taşır Antropomorfizmin örnekleri ilahi dinlerde de görülür Örneğin Hıristiyanlığın Andians tarikatı, kutsal kitaptaki sözlerin gerçek anlamıyla anlaşılmasını önerir ve örneğin tanrının eli deyimini etki anlamında değil insanlardaki al anlamında anlar Müslümanlık ve Yahudilik’ de bu örtülü bir biçimde gerçekleşmiştir
ARANEDENCİLİK (Okasyonalizm)
Bütün olayların tek gerçek nedeninin Tanrı olduğunu öne süren, insana neden gibi görünen bütün öbür şeylerin Tanrının istencini yansıtan birer araneden olduğunu savunan felsefe öğretisi
Descartes'ın ruh ve beden ikiliğini çıkış noktası olarak alan aranedencilik, bu tözler arasında ancak Tanrının aracılığıyla bağ kurulabildiğini söyler
(Savunucuları: Batı felsefesinde: Geulincx, Malebranche; İslam felsefesinde: Gazali)
ARKHE
Batı Anadolu kıyılarındaki kentlerde yaşamış Sokrates öncesi filozofların ilke “temel” “ana madde” anlamı kazandırdıkları sözcüktür, unsurdur Antik çağda Anadolu Yunanlıları düşünsel çabaya bir ilk nedeni araştırmakla giriştiler İlk kez iki her zaman dört ediyorsa bunun tanrıların keyiflerinin üstünde bir ilk ve değişmez nedeni olmalıdır Dünya nasıl yapılmıştır? Bitkiler, hayvanlar, insanlar nasıl oluşmuşlardır? Bütün bu varlıkların başı, kökü, kaynağı nedir? Gibi sorular sorulmuştur
Bilinen tarih içinde sözcüğü felsefi anlamda ilk kullanan Batılı anlamda ilk filozof sayılan Thales’tir Thales her şeyin arkhesi su demiştir Thales sözcüğü her şeyin “ana maddesi”,”dayandığı ilk”,çıktığı kaynak” gibi anlamlarda kullanıp, doğaya ve doğadaki gelişmeler kendi içlerinde bulunan doğa ötesi açıklamalar gerektirmeyen bir kaynağa geri ***ürme çabasından söz eder Böylece bilimsel düşüncenin öncüsü sayılır Daha sonra Anaksimandres bu ilk nedenin belirsiz bir cevher, Aneksimenes ise bunun hava olduğunu söylemiştir
Aristoteles ise arkhe her şeyin temeli özüdür Bütün öteki şeyler ondan çıkar, ama o hep var olmakta devam eder
Metafizik idealist felsefede bütünüyle bu ilk (arkhe) düşüncesine dayanır Metafiziğin en belli ve açık biçimi olan dinsel düşünceye göre bu ilk tanrı’dır
ATEİZM
Tanrının varlığını yadsıyan görüş Ateizm, ruh, ölümden sonra yaşam vb her türlü metafizik inançların yadsınmasını kapsar Ateizm, Tanrıyı ne tinsel varlıkları kabul eden teizmin karşıtıdır Ayrıca ateizm, Tanrının var olup olmadığı sorusunu karşılıksız bırakan, bu sorunun yanıtsız ya da yanıtlanamaz olduğunu savunan agnostizimden ayrılır Ateistlere göre, tanrının var olmadığı kesin bir doğrudur Ateizmin felsefesel temeli, özdekçilik ve bir ölçüde şüpheciliktir
BELİT (Aksiyom)
Başka bir önermeye ***ürülemeyen ve tanıtlanamayan, böyle bir geri ***ürme ve kanıtı da gerektirmeyip, kendiliğinden apaçık olan ve böyle olduğu için öteki önermelerin temeli ve ön dayanağı olan temel önerme Ne türlü bir belitten yola çıkılırsa o türlü bir sonucu varılır Belitlere dayanan bir felsefe, belitlerin yanlışlığı meydana çıkınca çöker
1)Mantık: Mantıkta belit terimi, bir şeyi tanıtlamak için kullanılan tanıtlanmayı gerektirmeyecek kadar açık ilke anlamını veriri tanıtlanmayı gerektirmediği gibi tanıtlanamazda Çünkü tanıtlama, daha da açıklamak demektir, buysa daha çok açıklanamaz Her belit bir ilkedir, ama her ilke bir belit değildir Örneğin, “her bütün kendini meydana getiren parçalarından büyüktür” ilkesi bir belittir, buna karşı Einstein’in görelilik ilkesi bir belit değildir Metafizik dünya görüşünün ürünü olan bütün mantıklar, “bir şey kendisinin aynıdır” önermesiyle dile getirilen özdeşlik ilkesini belit saymışlardır Hegel’in diyalektik mantığı bunun doğru olmadığını meydana koymuştur Bir şey kendisiyle bile aynı değildir, çünkü sürekli olarak değişmektedir
2) Matematik: nicelikler arasındaki orantıları dile getiren zorunlu önermeler, matematikte belit adıyla tanımlanırlar Örneğin, “bir üçüncü niceliğe ayrı ayrı eşit olan nicelikler birbirine eşittir”, “eşit niceliklere eşit nicelikler eklenirse toplamları da eşit olur” Matematiksel belit, mantıksal belitin niceliklere uygulanmasıdır Aralarında başkaca bir anlam ayrılığı yoktur
3) Dekartçılık: Descartes ve başta Spinoza olmak üzere izdaşları felsefelerini belitlere dayarlar Örneğin Descartes, felsefesini “düşünüyorum, öyleyse varım” belitinden çıkarak kurmuştur Spinoza’da ünlü Etika’sında örneğin, “başka bir şeyle tasarlanmayan şeyin kendisiyle tasarlanması gerekir” gibi belitlerden yola çıkar Ne var ki, ne türlü bir belitten yola çıkılırsa o türlü bir sonuca varılır Bundan başka, bu belitler, “parçalarının toplamı bütüne eşittir” gibi belitler gücünde değildirler Daha açık bir deyişle, Dekartçıların belitleri öznel, kendilerince belit sayılmış belitlerdir Nitekim Cogito’nun yüzyıllarca önceki biçimini çürütmek için, “bin altın düşünüyorum, öyleyse bin altınım var” önermesi ileri sürülmüştür
BİÇİM (Form)
Nesnelerin dış görünüşü Metafizikte bir nesnenin, gizil ilkesi olan, hammaddeden ayırt edilen etkin belirleyici ilkesi
Platon bugün biçim sözcüğü ile karşılanan eidos terimini bir şeyi o şey yapan kalıcı gerçeklik ile sonlu ve değişmeye uğrayan tikelleri ayırmak için kullanmıştır Platoncu biçim kavramı, da Pytagarosçı kurama dayanır Bu kurama göre, nesnelerin ayırt edici özelliklerini veren maddi öğeler değil, Pythagoras’ın sayısal olarak adlandırdığı kavranabilir yapılardır
Madde ve biçim arasındaki ayrımı ilk kez ortaya atan Aristoteles’tir O’na göre madde kendi içinde bir nesne değil, nesnelerin oluşumunda bulunan farklılaşmış temel öğedir Tikel nesnelerin, bu temel öğeden oluşmaları farklılaşma süreci ile gerçekleşir Bu süreç içinde belirli biçimler alan nesneler de kavranabilir dünyayı oluşturur Madde gizil öğe, biçim ise gerçekleşen öğedir
Alman filozof Kant’a göre, biçim zihnin, bir özelliği birey tarafından nesneye yükleniyordu Kant’a göre mekan ve zamanın duyarlılığı iki apriori biçimindedir İnsanın kendi başına zaman ve mekan deneyimi olmasa bile insanın mekan ve zaman dışı deneyiminin olmayacağını savundu
BİLGİ
Öznenin amaçlı yönelimi sonucunda,özne ile nesne arasında kurulan ilişkinin ürünü olan şeydirNesnelere yönelen özne onlar üzerine düşünerek,zihinsel bir etkinlik geliştirirBu etkinlik sonucu kavramlara ve kavramlardan da önerme ve çıkarımlara varılırBilgi aktı,özneden objeye bilinç etkinliğidirBilgi akt'ları algılama,anlama ve açıklama şeklinde olabilir
Algılama aktı,somut nesneler üzerinde yapılan duyu deneyleri sonucunda elde edilirAnlama aktı,doğruyu bütünüyle sezgisel yada zihinsel anlamadırAçıklama aktı,bir şey hakkındaki ilk bilgiden yola çıkarak son bilgiye ulaşma çabasıdırBilgi çeşitleri 6'ya ayrılır
a)Gündelik Bilgi:İnsanların sıradan deneyimleri sonucu elde ettikler bilgilerdirNeden-sonuç ve yönteme dayanmazkişinin algı ve sezgilerine dayanırBilimsel ve geçerli değildirSistemsizdir
b)Dinsel Bilgi:özne ve nesne arasındaki bağ,yüce bir varlık tarafından belirlene bir inanç sistemine dayanıyorsa buna dinsel bilgi denirdinsel bilgi değişmez,kesin bir bilgidirAmacı insana manevi yaşam ve yaratan hakkında inanca dayalı bilgi vermektir
c)Teknik Bilgi:Öznenin nesneyi pratik amaçları için değiştirme ve ve ondan alet yapma bilgisidirPratik bir bilgi olup insana yarar ve kolaylık sağlar
d)Sanatsal Bilgi; Sanatçı,nesneye yönelerek onda gördüğü bir şeyi elindeki malzemeyle ifade etmeye çalışmasıdırYara gibi bir amacı yokturDoğadaki nesneleri kullanmasına rağmen,doğada olmayan bir güzelliği eserine katar
e)Bilimsel Bilgi:İnsanın aklıyla belli bir konuya yönelerek elde ettiği yöntemli,sistemli,düzenli, geçerli, kanıtlana bilinir ve denetlene bilinir nesnel bilgiye denir
1)Formel Bilimler:Konusunu doğadan almayan yani duyu ve deneyime dayanmayan fakat duyular üstü bir ideal varlık alanını ele alan bilim dallarıdır(matematikmantık) Formel bilimler,sembolleri kullanarak kendilerini ifade ettikleri için aynı zamanda bir ideal;yani yapay anlatım biçimidirBundan dolayı diğer bilimlerle oranla daha nesneldirDoğa insan bilimleri sembolleri kullanarak daha nesnel olmayı amaçlar
2)Doğa Bilimleri:Nedensellik ilkesine göre,yani aynı koşullar altında hep aynı sonuçların çıkacağı ilkesine dayanan doğa bilimleri deneysel yöntemi temele alırkonu alanı içinde doğa bilimleri(fizik),yaşam bilimleri yer alırTemel özelliği olgusal ve deneysel olmalarıdırOlgusaldırÇünkü olgular ile neden-sonuç ilkesini araştırırNedenseldirÇünkü;Doğa bilimleri genel, kesin,tümel,doğru yasalara ulaşmayı amaçlar
3)İnsan Bilimleri:İnsanı değişik boyutlarıyla inceleyen bilgi türüdürİnsan bilimleri;antropoloji,sosyoloji,psikoloji,siyaset bilimi,dil bilimi ve tarihtirBu bilimler insanın yapıp ettikleriyle ve ne yapacaklarıyla ilgilenirFakat kesin bir yasaya varamazlar
f)Felsefi Bilgi:Felsefi bilgi,evreni,varlığı,insanı,doğayı parçalara ve konulara bölmeden bir bütün olarak anlamaya çalışırFelsefi bilgi insanın aklıyla ortaya koyduğu tümel düşüncelerdirFelsefi Bilgi;araştırma ve eleştiriye dayalıdır,akla dayanırMantık ilkelerine dayalı akıl yürütmelerdir,Soyut ve kavramsal olduğu için evrenseldir,birleştirici ve bütünleyicidir,Özneldir,bir bitmişlik yoktur
DEĞER
Kişinin, isteyen, ihtiyaç duyan bir varlık olarak nesne ile bağlantısında beliren şey İnsanların ihtiyaç ve istemeleri farklı olduğundan sayısız değer türleri vardır
DEİZM
Vahiy ya da bir kilise öğretisi aracılığıyla edinilmiş her türlü dinsel bilgiye karşı çıkan buna karşılık belirli bir dinsel bilgi bütününü herkesin doğuştan taşıdığını ya da us yoluyla elde edebileceğini savunan görüşe denir Deizm, tanrılık gücünün sadece yaratma işlemiyle sınırlandığını ve bir kez yaratıldıktan sonra dünyanın hiçbir işine karışmadığını eş deyişle dünyayı yönetmediğini belirtir
Deizmin dayandığı “doğal” din kavramı başlıca iç kaynaktan beslenir İnsan usuna duyulan inanç, dogmacılığa ve hoşgörüsüzlüğe yönelen vahiy öğretisinin, reddedilmesi ve tanrının düzenli bir dünyanın ussal mimarı biçiminde kavranması Deizmciler Hıristiyanlıkta ve dünya dinlerinde görülen ibadet, inanç ve öğreti farklılıklarının temelinde evrensel olarak benimsenmiş din ve ahlak ilkelerinin, ussal bir özün bulunduğunu öne sürerler
Deizimcilere göre kendi başına doğal din, her türlü kuşku ve yozlaşmadan uzaktır Bu yüzden us yoluyla doğrulanmış yalın ahlakı, doğrular dışında Hıristiyanlığın sonradan eklediği tüm öğelere karşı çıkarlar
DEMİOURGOS
Düzenleyici Tanrı Antik Yunan düşünürü Platon’a göre ‘iyi’ ideası düzenleyici bir Tanrı’dır Yaratmış değil biçim vermiştir Antikçağ Yunanlılarında yaratma düşüncesi yoktur; bir sanatçı, bir mimar gibi yapma, düzenleme, biçimlendirme çabası vardır Bu anlayışa göre dünya yoktan var edilmemiş, idealar gibi ilksiz ve sonsuz olan biçimsiz özdekten düzenlenip biçimlendirilerek meydana getirilmiştir Platon’a göre bu biçimlendirmede örneklik eden idealardır, evrendeki bütün varlıklar bu ideal ilk örneklerine uygun olarak özdeği biçimlendirme yoluyla yapılmışlardır Bu terim Platon’ca evren ruhu, gnostiklerce ikinci Tanrı ve Hegel’ce düşünce süreci anlamında kullanılmıştır
_________________ ''...İnzivaya Çekilmiş Bu Hikayenin Hüzün Dolu Tetiğini Çoktan Çektim. .Seni Öldüreli Çok Oldu,
Şimdi Benden De Betersin!!...'
DETERMİNİZM
Ahlaki seçimler dahil bütün olayları, özgür iradeyi ve insanın başka türlü davranabilmesi olanağını dışlayan, önceden varolan nedenlerce belirlendiğini savunan kuram Bu kurama göre evrenin tümüyle ussal bir yapısı vardır; belirli bir durumun eksiksiz bilgisine sahip olmak, o durumun, geleceğine ilişkin yanılmaz bilgiyi de olanaklı kılar Laplace’e göre, evrenin bugünkü durumu, önceki durumunun sonucu, sonraki durumunun ise nedenidir Bir zihin, belirli bir anda doğada işleyen bütün güçleri ve doğanın bütün bileşenlerinin karşılıklı konumunu bilebilse, küçük ya da büyük her birimin hem geleceğini, hem geçmişini kesin olarak bilebilir
Determinizm yandaşlarına göre, kuramları, ahlaki sorumluluğun kabulüne aykırı değildir Örneğin belirli bir davranışın kötü sonuçları önceden görülebilir; bu da insana ahlaki sorumluluk yükler ve insan eylemlerini etkileyebilecek engelleyici bir dış neden oluşturur
DOGMA
Her türlü inceleme ve eleştirmenin üstünde tutulan, doğruluğu denemesiz ve tartışmasız kabul edilen ve değişmez sayılan düşünce Genellikle dinlerin saltık gerçeklik olarak ileri sürdükleri ve bağlılarından tartışmasız inanılmasını istedikleri genellikle dinsel ilkeleri dile getirir Örneğin Tanrı’nın evreni yarattığı böylesine bir dogmadır
DOGMATİZM
Din ya da yetkelerce ileri sürülen düşünce ve ilkeleri kanıt aramaksızın, incelemeksizin ve eleştirmeksizin bilgi sayılan anlayış Temelde skolastik bir anlayıştır, günümüzde değişme ve gelişmeyi yadsıyan öğretileri ve anlayışları adlandırır Özellikle metafizik öğretilerin tümü inakçı (dogmatik) öğretilerdir Deney alanının dışında kalan bütün savlar inakçı olmak zorundadır Bu zorunluluk Tanrı sözünden başlayıp Aristoteles’in sözüne kadar genelleşmiştir Örneğin Ortaçağ Hıristiyan kültüründe herhangi bir kuralın gerçek sayılması için Aristoteles’in söylemiş olması yeterli sayılıyordu Dogmatizmin zorunlu sonucu zorbalıktır Deneylerle tanıtlanamayan kurallar, engizisyon işkenceleriyle tanıtlanmaya çalışılmıştır Dogmatizm, suçlu olmayanın ateşe atılsa bile yanmayacağı inancına kadar varmıştır Bundan da ateşe atılınca yanan kişinin suçlu olduğu sonucu çıkarılmıştır İnak(dogma)’ın inan’dan farkı, inan’ın asla tanıtlanamayacak olanı kabul etmesine karşılık, inak’ın herhangi bir yetkeye bağlanan bir veriyi tanıtlamış olarak kabul etmesidir Örneğin ortaçağ skolastiğinde herhangi bir sözü Aristoteles’in söylemiş olduğunu tanıtlamak, o sözün doğruluğunu tanıtlamak demekti Herhangi bir sistemde değişmez formüller düşlemek, bir düşüncenin tartışmasız kabulünü istemek, bilginin bağımlılığını göz önüne almaksızın her zaman ve her yerde geçerli saltık bilgiler olduğunu ileri sürmek inakçılıktır
DOĞMATİKLER
Doğmatikler:Bilginin imkansız olduğunu iddia eden kuşkucu bakış karşısında bilginin kaynağı tartışmasına hiç girmeden bilginin kesinlikle mümkün olduğunu iddia ederlerDogmatiklere göre,doğru herkes için için geçerli bir bilgi türüdürdoğru bilginin neden ve nasıl olanaklı olduğunu açıklama ihtiyacı duymazlar ve bilginin olmadığından asla şüphe etmezler Bilginin duyu, deney, akıl, sezgi, gözlem, vahiy, olgugibi yollardan elde edildiğini iddia ederler
DÜALİZM
Herhangi bir alanda birbirlerine indirgenemeyen iki karşıt ilkenin varlığını ileri sürme Bircilik ve çokçuluk terimleri karşılığıdır
Felsefe alanında ilk dualist, antikçağ Yunan düşünürü Anaksagoras’tır Anaksagoras, özdekle ruhu kesin olarak birbirinden ayırıyor ve sonsuza kadar da birbirlerinden ayrı kalacaklarını söylüyordu Anaksagoras’ın nus adını verdiği bir ruh özdeksel yapıdadır ama yaratan olmak bakımından yaratanın karşısında bulunmakla, beraber birbirine indirgenemeyen temelli bir ikilik meydana getirir
Fransız düşünür Descartes de evrendeki bütün gerçeklikleri birbirine indirgenemeyen ruh ve özdek ikiliğinde toplar Dualizm, temelde tanrılık yer (öte dünya) ile insanlık yer (dünya) ayrımını ileri süren dinsel ikicilikten yansımıştır ve evrenin özdeksel birbirini yadsıyan gerici bir görüştür Dualistlerin tümü idealisttir, çünkü özdensel yapının karşısında bir de ruhsal yapı olduğunu kabul ederler
_________________ ''...İnzivaya Çekilmiş Bu Hikayenin Hüzün Dolu Tetiğini Çoktan Çektim. .Seni Öldüreli Çok Oldu,
Şimdi Benden De Betersin!!...'
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız